Dizi, İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’de tahta geçen II. Elizabeth’in çevresinde gelişiyor. Kraliçe, babası VI. George’un ölümünden sonra daha 25 yaşındayken tahta çıkıyor. Diziyi etkileyici yapan şeylerden biri kraliçenin hala hayatta olması ve İngiltere tarihinde en uzun tahta kalan kişi olması.

Dizinin içeriğine gelinecek olursa, ne çok fazla tarihi bilgi ile seyirciyi bunaltıyor ne de çok fazla saray dedikodusu verip kalitesinden ödün veriyor. Her bölümde farklı olaylar anlatıyor ve bu olaylar tarihi olaylarla birebir uyuşuyor. Hatta o dönemde Kraliçenin ve çevresindekilerin giydikleri herşey birebir uyarlanmaya çalışılmış.

Dizi çekilirken birçok tarihçiden, makalelerden ve saray tarihçilerinden yararlanılmıştır. Ancak her ayrıntı olduğu gibi anlatılmamış olabilir tabii. Dizide İngiltere’nin politik meseleleri ele alınırken Churchill ve Thatcher gibi dönemine damga vuran İngiliz siyasetçilerin hem siyasi tarafları hemde kişilikleri ince ince, çok ayrıntılı olarak diziye yansıtılmış. Belli ki yapım hem bütçe olarak,hem oyuncu kalitesi, hem de emek olarak hiçbir şeyden kısmamış ve harika bir dizi ortaya çıkarmış.

The Crown’da ilk sezonla birlikte Elizabeth’in tahta çıkışıyla olaylar şekilleniyor. İlerleyen sezonlarda ve bölümlerde bazılarını bildiğimiz bazılarını da yeni öğrendiğimiz olaylar karşımıza çıkıyor. Süveyş Kanalı’nın millileştirilmesi ve İngiliz kontrolünde çıkmasını görüyoruz. İkinci Dünya Savaşı’nda gizlenen Marburg Dosyaları’na, Aberfan Faciasını, İrlanda ve İngiltere arasında olan sorunları görüyoruz.

Dördüncü sezonu çok ses getirmişti ve Kraliyet ailesinden itirazlar yükselmişti. Dizinin yapımcılarına, bunun kurgu olduğunu belirtilmeleri istenmiş, yapımcılar da seyirciler zaten dizinin kurgu olduğunu biliyorlar diye karşılık vermişti 🙂 Beşimci sezonda Lady Diana ve Prens Charles arasındaki gerilime daha çok yer verilecek gibi gözüküyor. Dört sezonu yayınlanan dizinin beşinci sezonunu merakla bekliyoruz.