La La Land, filmin adı bana harikalar diyarını çağırıştırır ve ilginçtir ki filmin teması da tam olarak bu. Harikalar diyarında kalbi sevgi dolu ve kariyer hedefleri olan iki genç. Ryan Gosling ve Emma Stone başrolünde yer alıyor. Ryon Gosling filmlerini genellikle severim, nedeni ise sessiz şekilde harika perfomans sergilemesi. Harika mimik yapısı ve oyunculuğuna has duruşa sahip. Emma Stone ise aksine şirin biri ve büyük gözleri ile dikkati çekmeyi başarıyor.

Filmde çoğunlukla piyano çalarken gördüğümüz Ryan Gosling, Sebastian Wilder karakterine hayat verirken inanılmaz çaba harcamış. Aylarca piyano eğitimi alan Ryan, filmde gerçekten de piyano çalıyor. El hareketleri bir piyanist ile bire bir aynı olması için özel piyanistten eğitim almış. Tabi en önemli unsur, filmin temelini oluşturan dans figürleri, Emma ve Ryan inanılmaz performans sergilemişler. Birlikte insanüstü çalışarak, dans eğitimleri ve dahası. Filmin hakkını sonuna kadar veren ikili gerçekten. Gelelim Filmin konusuna.

Mia (Emma Stone) bir kafede çalışan ve sürekli oyunculuk için deneme çekimlerine giden sıradan biridir. Wilder (Ryan Gosling) ise harika bir müzik kulağı olan caz piyanisti ve caz müziğinin varlığına sonuna kadar inanıp onu destekleyen, ileride kendi konsepti ile bir caz bar açmayı hedefleyen bir gençtir. Bu iki gencin yolları ilginç bir şekilde kesişir. Denemelerden olumsuz sonuç alan Mia, odasına kapanır ve uzun süre çıkmaz. Bir gün arkadaşları Mia’yı bir partiye davet eder ve Mia için değişiklik olacağını söylerler. O sırada bir restoranda çalan Wilder, gece başlamadan patron tarafından daha fazla çalmaması gerektiğini duyar. Partiden ayrılan Mia, arabası uzağa park edildiği için yürümeye başlar ve restorandaki Wilder’ın piyanoyu çaldığını görür. Harika çaldığını söylemek için yaklaşır ancak sinirle piyanodan kalkıp uzaklaşan Wilder, Mia’yı görmezden gelir. Sonrasında mı ne olur? Farklı bir partide tekrar karşılaşırlar. Ne partileme ama. Bu sefer trip sırası Mia’dadır. İki gencin kimyaları tutmuştur ancak bir ilişki için sanki tam hazır değillerdir. Kariyerlerinin önemi herşeyin üstündedir. Tabi bir date yapmaktan bir sıkıntı çıkmaz sanırım. Bir gün Wilder Mia’yı kafede çalışırken görür ve çıkma teklifi eder. Bir randevu ile birbirlerini tanımaya başlayan Mia ve Wilder, özel bir bağ kurmaya başlar. Wilder’ın caz tutkusu Mia’yı etkiler. Wilder hep bir caz bar açmaktan bahseder ve Mia’yı bir caz bar’a götürür. Bu özel müziğin artık yok olduğuna inanan Wilder, bunu tekrar canladıracağını söyler durur. Aslında filmin benim açımdan en güzel kısımları. Kendi kariyerleri için çabalayan ve birbirine destek vermeye çalışan iki gencin hikayesi. Hayat cidden garip. Mutlu olmak değil mi istediğimiz, ee o zaman neyi bekliyoruz ki. Sonrasında Wilder Mia’yı Asi Gençlik filmi için sinemaya davet eder ve Mia bu teklifi kabul eder. Ancak şöyle bir durum var ki Mia’nın erkek arkadaşı Grey ile aynı gün yemek randevusu vardır. Grey ile yemeğe çıkmak zorunda olduğu için Wilder’ı ekecek olan Mia, aslında biraz üzgündür. Grey ile mutlu değildir ve tam da o yemek sırasında bunun farkına varır. Nasıl mı? Restorantta Wilder’ın piyanosunun sesi Mia’nın kulaklarına gelir ve tam da o anda özür dileyerek masadan kalkıp Wilder’ın yanına doğru koşmaya başlar.

Resmi olarak bir ilişki başlangıcı diyebiliriz buna. Tabi gel gelelim ki herşey yeni başlar. Oyuncu denemeleri sonuçsuz kalan Mia’nın hedefi Wilder’ın mutlu olması olmuştur. Wilder caz piyanosu için çok heveslidir ancak bir gün eski lise arkadaşı Wilder’a bir teklif götürür ve Wilder bunu kabul eder. Teklif, bir grup için piyano çalmaktır ancak grup pop üzerine müzik yapmaktadır. Mia Wilder’ı çalarken izlemek için gösteriye gider ve Wilder’ın çalarken mutsuz olduğunu görür. Bunu Wilder’a söyleyen Mia ise hiç beklemediği bir şey ile karşılaşır. Wilder farklı bir şekilde Mia’ya başarısız bir oyuncu kariyeri yüzünden ve tek para kazanma yolunun bu olduğunu belirterek Mia’nın onurunu kırar. Mia ortamdan ayırlır ve ailesinin yanına taşınır. Sonrasında Wilder grubu bırakır. Tekrar toparlanmaya çalışan Mia ve Wilder, bir gün Wilder’ın Mia’nın evine gelerek özür dilemesi ile eskisi gibi olacağını hissederler ancak iki gencin ne istediği bellidir. Gerçekten en sevdiğim sahnesidir ki, ikisinin de bir birine seni gerçekten seviyorum diyerek kendi yollarına gitmeleri. Bu beni hep üzmüştür. Wilder Mia’ya oyunculuk konusunda devam etmesini ve bu işte çok iyi olduğunu söyler ve böylece ayrılırlar. Mia oyunculuk konusunu zorlar ve Paris’ten teklif alır. Aradan geçen uzun zamandan sonra oyuncluğu ile ün kazanan Mia aile kurmuştur. Bir gün ailesi ile birlikte restorana gitmek için yola çıkarlar. Yemekten sonra biraz yürüyüş yapan aile, birden bire caz bar dan gelen ses üzerine giriş yaparlar. Mia ve Wilder zamanın da birlikte belirlediği ismi Mia birden kapıda görür ve şaşkınlık içinde içeri girer. Tam da Wilder’ın istediği dizayn şekilde bir caz bara girdiğini fark eden Mia, şaşkınlıkla piyaniste bakmaktadır. Piyanist Wilder’ın ta kendisidir. Kendi caz barını yaratan Wilder, piyanoyu çalmayı bitirdikten sonra alkışlar arasında Mia’yı görür. İkili birbirlerini görerek gülümserler ve selamlarlar. Niye bilmiyorum sıradan bir aşk filmi değil. Çok naif bir konusu var. Soundtracklarını pek konuşma fırsatı bulamadım. Ancak harika soundtracklara sahip filmdir. Film aslında 2010 yılında yazılmış ama yapımcı bulamadıkları için 2016’da gösterime girmiştir. Çok sevdiğim La La Land filmine birlikte bir göz attık. Sinema ile kalın..