Bir yerde geçiyordu ”hayat ne kadar güzel geliyorsa size, o kadar kısa sürermiş.” Hayat Güzeldir filmi 1997’de İtalya’da çekilen, Yahudiler ile ilgili çekilmiş, zirve bir yapımdır. Kesin bir dille söylüyorum benim izlediğim en anlamlı film. Kısaca filmi izleme hikayemden bahsedeceğim.

2011 yazıydı ve bunalmış bir şekildeyim gülmeye ihtiyacım var, deli gibi film arıyorum. Komedi filmleri diye aratma yapıp bir sürü film buldum. O zamanlar filme ilgiliyim ancak çok neyin ne olduğunu bilmiyorum. Life is Beautiful filmini buldum. Konusunu pek okumadım, afişini görünce izlemek istedim. Hayır yani biri de komedi listesine eklemiş bu filmi, abi neyin peşindesin mahvettin bizi gece gece. Neyse açtım ilk bir saat cidden güldüm, eğlendim, iyi geldi. Geldik ikinci yarıya, böyle bir şey olamaz. Daha sona gelmemişim ama dağıldım toparlayacağım ama bekliyorum bitmesini ve o da ne! ”Tankı biz kazandık” repliği geldi küçük Gisoue’den. Yavrum beni bir ağlattı ki, 30 dakika odamda ağladığımı hatırlıyorum. Sonra filmi kiminle izlesem ağlama serisi devam edince 2014’ten beri izlemiyorum filmi. Özledim bak! Öyle böyle etkilemedi beni, abartıyorsun diyenler olacaktır yazıyı okuyunca, belki de öyle ancak hayatımın filmi. Biraz uzun yer verdim hayatımı nasıl etkilediği bölümüne şimdi gelelim filme.

Roberto Benigni, sen nasıl bir oyuncusun. İddia ediyorum bu adam Amerikalı olsaydı farklı bir hayatı olurdu. Harika bir oyuncu kendisi ve 1997’de en iyi erkek oyuncu oscarını alırken, o törendeki hareketlerini izlemenizi tavsiye ederim. Guido karakterini canlandıran oyuncu, baba figürünün nasıl olması gerektiğini bize izletiyor. Tek suçu Yahudi olmaları. Hiç o siyasi konulara girmiyorum, hepimiz insanız ve insani olarak bakalım bazı şeylere. İtalya’da sıradan bir hayat ve bir anda karşılaştığı hayatının aşkı. Sonrası mı? peri masalı. Mutlu bir evlilik ve meyvesini veriyor. Gisoue karşımızda. O kadar tatlı bir velet ki şuan ki haline hiç bakmayın derim. Kendini sevdiriyor ve gerçekten çok sevimli. Dünyayı çocuklar yönetsin lafını bu filmde bir kez daha duyuyoruz. Saf, temiz duygular onlarda gerçekten. Baba oğul ilişkisi izlerken hissettiriyor kendisini ve olaylar gelişmeye başlıyor. Savaş patlak veriyor ve yahudi kesimi kamplara topluyorlar. Bu sırada baba oğul kamplara gönderilirken, anne İtalyan olmasına rağmen o da kamplara gitmek istiyor. Bir sahnede, baba oğul bir dükkana giriyor ve yahudilerin girmesi yasak diye sesleniyor dükkan sahibi. Gisoue soruyor babasına, ”baba bu ne demek?” diye. Baba Guido’da, ”öylesine normal bir yasak almıyorlar demek, bizde dükkanımıza almayalım. Neden korkarsın Gisoue? -Örümcek. O zaman biz de örümcekleri içeriye almayız” der. Ya sen nasıl bir filmsin dedirtiriyor işte.

Kampları, oğluna iyi bir yer gibi göstermeye çalışan baba, bir oyun oynadığıklarını söylüyor ve 1000 puanı toplayan tank elde edecek diyor. Hangi çocuk oyun sevmez ki! Bu sahneleri izlerken değişik bir tebessüm ve duygu karışımı ile izledim. İçim acıyor mu yoksa umutlu muyum karışık işte.. Neyse sonra savaş sona erdiğinde Almanlar herşeyi yok ediyor. İzlemeyen için son kısmını es geçiyorum ancak ”tankı biz kazandık” repliği canımı hala acıtır.

İzlemeyen varsa hemen açıp izlesin yıldızlı önerimdir. Sinema ile kalın..