1.LITTLE MISS SUNSHINE

Little Miss Sunshine, aile komedisi türünde bir filmdir. Bence bu türden çok daha fazlasıdır. Aile kavramının ne olduğunu anlıyoruz aslında izlediğimizde. Birbirinden farklı karakterlerin, evin küçük kızı Olive’nın isteği için mecburi de olsa bir araya gelmeleri ve bu yol hikayesinde yaşananları anlatıyor. Filmin akışı, kurgu gibi değil de izlerken ailenin bir üyesi gibi yaşananları içşelleştirmemize neden oluyor. Filmin sonundaki dans sahnesini görmelisiniz!

2. THE BLIND SIDE

Yine bir aile filmi örneği. Ancak bu filmde aile olmanın sadece kan bağıyla olmayacağını da anlıyoruz. Film, Michael Lewis’ın yazmış olduğu kitaptan uyarlanmış, gerçek bir hayat hikayesi. Annesi uyuşturucu bağımlısı, ailesi bir arada olmayan Big Mike’in hikayesi. Bir tanıdğının yardımı ile Hristiyan zengin ve beyazların gittiği bir okula yazılan Big Mike, hem giyimi hem siyahi olması hem de eğitim seviyesinin ortalamanın çok gerisinde kaldığından kendini dışlanmış hisseder. Oraya ait olmadığını düşünür. Sandra Bullock’un hayat verdiği Leigh Anne karakterinin oğlu da yanı okula gitmektedir. Big Mike ile Leigh Anne’nin tanışması ile hikaye başlar. Aralarındaki bağ çok etkileyici bir şekilde işlenmiştir. Ayrıca Sandra Bullock filmdeki başarısı ile oscar kazanmıştır.

3. THE HELP

Kathryn Stockett’in romanından uyarlanan film 1960’lardaki ırkçlığı ele alıyor. Filmde kasabada beraber yaşayan beyazlar ve siyahların çok farklı hayatlar yaşadıklarını görüyoruz. Sadece ten renklerinden dolayı beyazlara hizmet ederek geçimlerini sağlıyorlar Bu kadar dışladıkları insanlara da çocuklarını emanet ediyorlar ve siyahiler beyaz insanların çocuklarını büyütüyor. Ne çelişki! Siyahiler, sayısız ırkçı muameleye maruz kalıyorlar. Film aslında dram temalı bir filmken ve gerçekten insanlık adına utanılacak uygulamaları anlatırken bunu size acındırırak değil de farklı bir bakış açısıyla anlatıyor. Filmin naifliği buradan geliyor. Kadınların hikayesi etrafında şekillenen film oldukça etkileyici.

4. It’s a Wonderful Life

İzlediğimde yeşilçam filmlerindeki o dayanışma ruhunu hissetmiştim. Yapılan iyiliklerin elbet geri döneceğine inandırıyor film bizi. Belki çok iyimser bir yaklaşım ama insana huzur veren şahane bir film. Bedford Falls’da yaşayan George Baily’nin hayali dünyanın farklı yerlerine gidip hayatı keşfetmektir aslında. Ancak çevresine karşı çok duyarlı olan George ailesini bırakamamış çervresindeki insanların yardımına koşmuştur. Bir gün kendi de zor durumda kalır. Ekonomik buhran zamanlarını kolay bir şekilde atlatamaz. Ailesine bakamayacağını düşünür. İşte o zaman o güne kadar herkese yardımı dokunan Georga’a ilahi bir güç ile birlikte, insanlar da yardım eder. Çok sıcak ve içten bir film.

5. Julie And Julia

Film iki genç kadının hikayesini anlatıyor. Gerçek bir yaşam öyküsüdür. Julie Child 1948’de eşinin işi nedeni ile Paris’e yerleşir. Buradaki yemek kültürüne hayran kalır ve yemekleri öğrenmek ister. Öğrenirken çok zorlanır çünkü yemek kitapları Fransızcadır. Yemekleri tek tek deneyip öğrenen Julie, Amerikalılara yemek öğretmeye karar verir, İngilizce yemek kitabı hazırlar. Bu kitapta 542 tarif vardır. Hikayedeki diğer kadın ise 2000’lerin başında yaşayan Julia, mutlu olmadığı işinde çalışır ve yemek yapmaktan çok zevk alır. Julia hep başarısız olduğunu ve hayatında hiçbir şeyi sonlandıracamayacağını düşünür. Kendine bir hedef koymak için Julie Child’ın yemek kitabındaki 542 tarifi 365 günde yapmaya çalışır. Bu iki hikayeyin bir arada ilerlemesi filme harika bir hava katmış. Julie Child’ı canlandıran Merly Steep’e bayılıyorum zaten yine çok başarılı.